Skolyoz’da Psikolojinin Yeri

Omurganın üç boyutlu deformitesinden oluşan bir durum olan skolyoz, teşhisi işe beraber hem çocukların kendisinde hem de ailelerde çeşitli korku ve kaygılara sebebiyet vermektedir. Skolyozun doğası gereği yaşam boyu ilerleme riski olması ve bu riskin çoğu zaman belirsiz olması bu kaygıları daha da arttırmaktadır. Özellikle tedavinin seçimi ve uygulanmasında sıklıkla karşılaşılan bu kaygılar hastalık yönetimini güçleştirerek süreci olumsuz etkilemektedir. Kabul edilen en etkili tedavi yöntemlerinden biri olan korse tedavisi, hem hareketlerde kısıtlama getireceği hem de dışarıdan belirgin olacağı korkusu nedeni ile çocukların istemediği bir tedavi yöntemidir.

Egzersiz ise hem beden hem de zihin sağlığı açısından skolyoz tedavisinin önemli bir parçasıdır. Yaşam boyu kazanmaları gereken beden farkındalığı ve kontrolü ancak bu egzersizler yolu ile sağlanabilmektedir. Egzersizin alışkanlık haline getirilmesi ve günlük hayatın içine dahil edilmesi için hem ailelere hem de fizyoterapi uzmanlarına büyük iş düşmektedir. Teşhisten itibaren denenecek olan tüm bu tedavi yöntemlerinin yetersiz olduğu durumda ise riskleri nedeni ile aileleri korkutan ameliyat seçeneği devreye girmektedir. Olası risklerinin yanı sıra bedende oluşacak ameliyat izi de özellikle ergenlik döneminde başlayabilecek beden memnuniyetsizliğine zemin hazırlayabilmektedir. Sonuç olarak teşhis sonrasında başlayan bu ani yaşam sitilindeki değişimler çoğu zaman öfke ve tedavi reddini beraberinde getirebilmektedir. Çocuk hem egzersizlere gelmek konusunda tepkili olabilirken hem de egzersizlerini ve korse tedavisini günlük yaşamının bir parçası haline getirmekte direnç gösterebilmektedir. Bu noktada ailelerin ve fizyoterapi uzmanlarının yaklaşımı oldukça belirleyicidir.

Skolyoz Psikolog

Egzersizlere katılımda baskıcı ve zorlayıcı bir tavırdan ziyade destekleyici ve eşlik edici olmak önemlidir. Ameliyat noktasında ise ameliyatın bedende yaratacağı kısıtlılıklar ve onu bekleyen tüm zorluklar çocukla önceden açıkça konuşulmalıdır. Ailenin kaygıları çocuklarının kaygının önüne geçmemeli ve yok sayılmamalıdır. Tüm bu belirtilen noktalardan hareketle teşhis ve tedavinin pek çok aşamasında psikolojik desteğin önemi büyüktür. Teşhisi ilk aldıkları andan itibaren yaşanan öfke, kaygı ve suçlamalar psikolog eşliğinde aile ve çocuk ile çalışılması tedaviye uyumu ve hastalık kabulünü kolaylaştırmaktadır. Zihinsel olarak durum ne kadar kontrol edilebilir hale getirilirse hastaların bedensel kontrolleri de bir o kadar artmakta ve bu fizik tedavi sürecine olumlu yansımaktadır. Çocuklarda tedavi motivasyonunu arttırıcı çalışmalar fizik tedaviye katkıda bulunurken bedenlerini kabul ile ilgili çalışmalar da kendilerinde oluşabilecek öz güven eksikliklerinin önüne geçmek konusunda yardımcı olacaktır.